Dertlerinin son derece ağır ve insan varlığının sınırlarını zorlayıcı düzeyde olduğuna eminim. Doğuştan belden aşağısını hissetmeyen, bununla birlikte birçok sağlık problemi yaşayan, yakın zamanda babasını kaybedip insanlar bakımından neredeyse dünyada yapayalnız kalmış birisi olarak, içinde bulunduğun tükenmişliğin, bitmişliğin tadını, kokusunu alabiliyorum. Fakat gözden kaçırdığın pek çok nokta var ve ben de bunları müsaadenle sana hatırlatmak istiyorum.
Öncelikle “Tanrılar seni bekliyor, onları utandırma, bas gaza, devam et, Tanrılar görüyor.” gibi şeyler söyleyip tezahürat atmayacağım çünkü bazı durumlarda bütün bunların bile bizi motive etmekte yetersiz kalabileceğini biliyorum. Kaldı ki burada yapman gereken şey dertlerini aşmak, onlara karşı direnmek, savaş açmak, onlarla mücadele etmek değil. Tek yapman gereken, onlara teslim olmak. En dibe vurmak, onlar tarafından kuşatılıp tüketilmeye izin vermek.
Tanrıların rehberliği altında, ruhani olarak geliştikçe ve kavrayışımız arttıkça anlıyoruz ki bütün mesele varlığını sürdürmek; çünkü varlık devam ettikçe gelişen bir şey. Şu anda dertlerinden başka hiçbir şeye sahip değilsin ve olman da gerekmiyor. Senin evrenin, dertlerin ve içinde bulunduğun, başına yıkılmış hayat. Tek yapman gereken, burada yeteri kadar varlığını sürdürmen ve sonrasında bir çıkış yolu bulup başka bir aşamaya geçmen. Bu aşamanın öncekinden daha iyi olacağının hiçbir garantisi yok.
İyi olan tek şey, var olmanın kendisi ve şartlar tarafından olabilecek en mükemmel forma tekrar tekrar parçalanıp birleştirilerek dönüştürülmemizdir. Hayatın anlamı budur. Varlığımız, yalnızca evren okyanusunda bir damla olarak ve dolayısıyla okyanusun kendisi olarak var olmamızla net gerçeklik ve değer kazanır. Ne kadar anlamsız olursa olsun, hayatın ve yaşamanın kendisi direkt olarak hayatın anlamından ibarettir.
Bir şeyi yok etmek için önce onu yeteri kadar var etmelisin. Dertlerin, onlarla yaşamayı ve onlar vasıtasıyla gelişmeyi öğrendikçe, önce elini uzatsan dokunabileceğin kadar var olacak ve sonra, adına “sen” dediğimiz sarayı daha da görkemli hale getirecek bir sütun olarak hayatındaki yerini alacak.
Ölmeyi istemek, anlamsızlığın kendisidir. Biraz kendine fırsat ver ve delirene kadar düşünüp anlam aramaya koyul derim.